‹‹Ey susamış olanlar, sulara gelin, Parası olmayanlar, gelin, satın alın, yiyin. Gelin, şarabı ve sütü parasız, bedelsiz alın. Paranızı neden ekmek olmayana, Emeğinizi doyurmayana harcıyorsunuz? Beni iyi dinleyin ki, iyi olanı yiyesiniz, Bolluğun tadını çıkarasınız! ‹‹Kulak verin, bana gelin. Dinleyin ki yaşayasınız. Ben de sizinle sonsuz bir antlaşma, Davut'a söz verdiğim kalıcı iyilikleri içeren bir antlaşma yapayım. Bakın, onu halklara tanık, Önder ve komutan yaptım. Tanımadığınız ulusları çağıracaksınız, Sizi tanımayan uluslar koşa koşa size gelecek. Tanrınız RAB'den, İsrail'in Kutsalı'ndan ötürü gelecekler. Çünkü RAB sizleri yüceltecek.›› Bulma fırsatı varken RAB'bi arayın, Yakındayken O'na yakarın. Kötü kişi yolunu, Fesatçı düşüncelerini bıraksın; RAB'be dönsün, merhamet bulur, Tanrımız'a dönsün, bol bol bağışlanır. ‹‹Çünkü benim düşüncelerim Sizin düşünceleriniz değil, Sizin yollarınız benim yollarım değil›› diyor RAB. ‹‹Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, Yollarım da sizin yollarınızdan, Düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.››
Yeşaya 55
| Yaşamın Kaynağı Nedir? |
|
|
DNA'lar evrime mi yoksa bir zeka ürününe mi işaret eder? yazan: Charles Colson 1967 senesinde astronomlar uzaydan gelen radyo sinyallerini keşfetmeye başladılar. Bu durumu astronomlar şöyle açıklamaya çalıştı: "Aklımıza ilk gelen, başka bir zeki türün bizimle iletişim kurmaya çalıştığı oldu." Bu sinyallere "Little Green Men (Yeşil Küçük Adamlar), "LGM" denildi." Ancak keşfedilenin aslında bir radyo sinyaline benzer sesler çıkaran bir pulsar, belli bir yörüngede dönen bir yıldız olduğu anlaşıldı. Bilim adamları bir şeyin doğal veya zeka ürünü bir kaynağa ait olup olmadığını nasıl söyleyebilir? Aslında bu soru, yaratılış mı evrim mi tartışmasının odak noktasındaki sorudur: Biz yaşamın doğal nedenlerle mi yoksa bir zeka ürünü mü olduğunu nasıl anlarız? Bazı ortak analojileri göz önüne alalım. Efes kentini dolaşırken bir dağın yamacında antik bir amfi tiyatro görürüz. Bu eserin rüzgar ya da yağmurla değil, zeka sahibi varlıklar tarafından meydana getirildiğinden şüphe duymayız. Veya bir akarsu yakınında demirden bir ok başı bulduğumuzu düşünelim. Hiç kimse bu objeyi suyun aşındırmasına atfetmeyecektir. İnsana ya da doğaya ait ürünlerin birbirinden ayrılması arkeoloji için önemli bir unsurdur. Mezopotamya'da kazı yapmakta olan bir arkeolog, keşfettiği şeyin bir parça taş mı yoksa bir kitabe mi olduğu ayırt etmek zorundadır. Doğanında bir tür düzenli eserler ortaya koyduğu tartışılmaz bir gerçektir, buna örnek olarak dalgaların deniz kıyılarında oluşturduğu şekilleri veya radyo sinyali ile karıştırılan yıldızları gösterebiliriz. Ancak doğanın üretemediği bir unsur vardır, karmaşıklık. Sahilde yürürken kumların üzerine "Seni Seviyorum" yazıldığını gördüğümüzü düşünelim. Kumların üzerindeki rüzgârın ve dalgaların oluşturduğu şekillere baktığımızda bu yazı hemen bizim dikkatimizi çeker. Bilim adamları doğa eseri olmayan bu tür eserlere karmaşıklık derler. Gökyüzüne baktığımızda beyaz bir buluta benzeyen dalgalanan bir şey gördüğümüzü düşünelim ancak üzerinde "Coca Cola iç" yazılıdır. Bir an bile şüphe duymadan bunu sıradan bir bulut olmadığını anlar ve bu reklamı çeken balonu yada uçağı aramaya başlarız. Ortak günlük tecrübemiz bize doğanın kendi başına yaratacağı eserler konusunda yeterli bilgi sunmaktadır. Bizler kolay bir şekilde doğa eserleri ile zeka ürünlerini birbirinden ayırt edebiliriz. Peki yaşamın kaynağı hakkında ne söyleyebiliriz? Yaşamın çekirdeği olarak DNA molekülünü görürüz. Genetikçiler bize DNA'nın yapısının aynı bir lisan gibi olduğunu söylerler. Hücreler ile iletişim kuran moleküler bir iletişim sistemi gibidir. Tabii ki DNA'nın verdiği bilgi Seni Seviyorum" "Coca Cola iç" gibi ifadelerden çok daha karmaşıktır. Sıradan bir DNA'nın büyük bir şehrin kütüphanesinin içerdiği bilgiden çok daha fazladır. Eğer kuma yazılmış olan "Seni Seviyorum" ifadesine baktığımızda bunun zeka sahibi bir yaratığa ait olduğunu şüphesiz düşünüyor isek DNA için neden aynı şeyi düşünmeyelim? Evrim teorisine karşı koymak için bir kişinin sofistike bir kimyacı yada genetik mühendisi olmasına gerek yoktur. Sağduyunuza ve insanlığın ortak tecrübesine bakarak mantıksal olarak yaşamın bir doğa eseri olmadığını söyleyebiliriz. |
|||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Tanrı eski zamanlarda peygamberler aracılığıyla birçok kez çeşitli yollardan atalarımıza seslendi. Bu son çağda da her şeye mirasçı kıldığı ve aracılığıyla evreni yarattığı kendi Oğlu'yla bize seslenmiştir. Oğul, Tanrı yüceliğinin parıltısı, O'nun varlığının öz görünümüdür. Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir. Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı'nın sağında oturdu. Meleklerden ne denli üstün bir adı miras aldıysa, onlardan o denli üstün oldu.